Banksy, Londra’da ortaya çıkan yeni heykeliyle bir kez daha politik ve toplumsal tartışmaların odağına yerleşti. Sanatçının yeni çalışmasında, yüzü dalgalanan bir bayrakla örtülmüş bir figürün kaideden aşağı doğru yürüdüğü görülmektedir. Eleştirmenler, çalışmayı; kör bağlılık, toplumsal baskılar ve modern insanın yaşadığı “yön kaybı” üzerine güçlü bir metafor olarak değerlendirmektedir.
Heykel, Londra’daki Waterloo Place bölgesinde, tarihi devlet anıtlarının hemen yakınında konumlandırıldı. Bu tercih, eserin yarattığı etkiyi daha da güçlendiren önemli bir detay olarak öne çıkıyor. Çünkü Waterloo Place, 19. yüzyılda Britanya’nın askeri gücünü, imparatorluk ihtişamını ve devlet otoritesini simgeleyen bir alan olarak tasarlanmıştı. Adını, 1815 yılında Napolyon’un yenilgiye uğratıldığı Waterloo Savaşı’ndan alan bölge; savaş kahramanları, generaller, kraliyet figürleri ve ulusal anıtlarla çevrili yapısıyla tarihsel bir sembol niteliği taşımaktadır. Banksy’nin eserini tam da bu noktada sergilemesi, birçok sanat yorumcusuna göre bilinçli bir tercih olarak görülmektedir. Gücü ve zaferi temsil eden anıtların arasında yer alan yönünü kaybetmiş figür, günümüz toplumuna ve mevcut düzene yönelik güçlü bir eleştiri olarak yorumlanmaktadır.
Eserin kısa sürede geniş yankı uyandırması, Banksy’nin kamusal alanı yalnızca bir sergileme alanı değil, aynı zamanda toplumsal yüzleşmenin sahnesi olarak kullanmaya devam ettiğini göstermektedir. Sanatçının bu yeni çalışması ise geride tek bir soru bırakmaktadır:
Yönünü kaybeden gerçekten figür mü, yoksa onu izleyen toplum mu?













