Türk resim sanatının önemli isimlerinden İlhami Atalay, BirSanat TV’nin “Sahnedeki Kim?” programına konuk oldu. Yarım asrı aşan sanat hayatını, çocukluk yıllarından başlayan resim tutkusunu, eğitim sürecini, Berlin deneyimini ve sanat anlayışını anlatan Atalay, sanatın halkla buluşması gerektiğini vurguladı.
Artvin’in Arhavi ilçesinde, herhangi bir sanat eserinin ya da sanatçının bulunmadığı bir köyde dünyaya geldiğini anlatan Atalay, resme olan ilgisinin çocukluk yıllarında başladığını söyledi. Küçük yaşlarda ağaçlardan heykeller yaptığını, kayık ve çeşitli figürler yonttuğunu, kömürle duvarlara resimler çizdiğini belirten sanatçı, köydeki insanların portrelerini de yaptığını ifade etti.
“Ben sanatkâr olacağım, ressam olacağım demişim” sözleriyle çocukluk hayalini anlatan Atalay, bu ilgisinin zaman içerisinde akademik bir sanat eğitimine dönüştüğünü aktardı.

Babasının Tepkisi Sanat Hayatında İz Bıraktı
İlhami Atalay, ressam olma kararına karşı çıkan babasının tutumunun sanat hayatında derin izler bıraktığını anlattı. Babasının kendisini mühendis olmaya yönlendirdiğini belirten Atalay, akademide sanat eğitimine devam etme kararının ardından babasının kendisine hakkını helal etmediğini söyledi. Avrupa’da eğitim gördüğü dönemde bu sözlerin kendisini derinden etkilediğini ifade eden sanatçı, yaşadığı sürecin hayatını ve sanat anlayışını önemli ölçüde değiştirdiğini dile getirdi.
Atalay, yıllar sonra babasıyla helalleştiklerini de belirterek, “Sonradan helalleştik ama Avrupa’da bulunduğum sürece babamın o hakkını haram etmesi bende derin izler bıraktı ve hayatımı değiştirdi” sözleriyle yaşadığı dönemin kendisi üzerindeki etkisini anlattı.

Akademiden Berlin’e Uzanan Sanat Yolculuğu
Akademiyi yeniden kazanmasının ardından resim bölümüne devam eden sanatçı, daha sonra duvar halıcılığı ve tekstil obje alanında uzmanlaşmak üzere Almanya’ya gönderildi.
1973-1978 yılları arasında Berlin’de eğitim gören Atalay, burada sanat alanında önemli deneyimler edindiğini anlattı. Almanya’daki profesörünün kendisine asistanlık teklif ettiğini ancak çocuklarının Avrupa’da yetişmesini istemediği için Türkiye’ye dönmeyi tercih ettiğini belirten sanatçı, “Çocuklarımın orada büyümelerini istemedim” dedi.
Türkiye’ye döndükten sonra akademide yaşadığı sorunların ve çeşitli görev değişikliklerinin sanat hayatında önemli kırılma noktaları oluşturduğunu ifade eden Atalay, Sümerbank’ın Isparta’daki halıcılık kuruluşunda desen çalışmalarına devam ettiğini aktardı.
Geleneksel Sanat Üzerine Çalışmalar
Isparta’da halı desenleri üzerine çalışmalar yapan Atalay, geleneksel sanat alanında yenilik yapmanın önündeki sınırlamalarla karşılaştığını söyledi. Geleneksel sanatın mevcut kurallarına bağlı kalınmasının beklendiğini belirten sanatçı, bu süreçte yapmak istediklerini yağlıboya çalışmalarına taşıdığını ifade etti.
Sanat hayatındaki kırılma noktalarından birinin de akademiden uzaklaştırılması olduğunu dile getiren Atalay, sonrasında kendi galerisini açarak sanat çalışmalarını sürdürdü.
1984 yılında İstanbul’da kendi galerisini açan sanatçı, daha sonra Sultanahmet’teki galerisi aracılığıyla eserlerini dünyanın farklı noktalarındaki sanatseverlerle buluşturdu. Yaklaşık 30 yıl galericilik yaptığını belirten Atalay, bu süreçte genç sanatçıların yetişmesine de destek verdiğini söyledi.
Sanatçı, öğrencilerinin kendi galerilerini açmalarına yardımcı olduğunu ve farklı bölgelerde toplam 12 galeri oluşmasına katkı sunduğunu anlattı.
İlhami Atalay: “Özgün Olmak, Başkasına Benzememektir”
“Başkasını taklit eden kendisi olamaz. Başkasını taklit eden özgün olamaz” diyen sanatçı, özgün bir sanat anlayışı oluşturabilmek için kişinin kendi kültürünü ve kavramlarını tanıması gerektiğini ifade etti.
Atalay, Batı’nın kavramlarıyla şekillenen bir sanat anlayışının özgünlüğün önünde engel oluşturabileceğini belirterek, Türkiye’nin sahip olduğu kültürel ve medeniyet birikiminin sanat üretiminde önemli bir kaynak olduğunu söyledi. Sanatçının kendi kültüründen ilham alarak kendi kavramlarını üretmesi gerektiğini dile getiren Atalay, özgün bir sanat anlayışı için başkalarının peşine takılmamak gerektiğinin altını çizdi.
Sanatçı olmanın yalnızca kısa süreli bir eğitimle mümkün olmadığını da ifade eden Atalay, sanat için aşk, samimiyet, çalışma, sebat ve sürekliliğin gerekli olduğunu belirtti.
Sanatçı Olmak Yalnızca Teknik Beceriyle Mümkün Değil
Atalay, sanatçı olmanın yalnızca teknik beceriyle mümkün olmadığını belirterek kabiliyet, aşk, çalışma, üretme, samimiyet ve sürekliliğin önemine dikkat çekti.
Sanat üretimini kuyu suyuna benzeten sanatçı, sanatçının içindekileri sürekli olarak üretim yoluyla dışarı aktarması gerektiğini söyledi. Atalay, farklı dönemlerde tarih, minyatür, Anadolu kültürü, toplumsal olaylar ve geometrik formlardan beslenen çok sayıda seri ürettiğini anlattı.
“Sanatı Belli Bir Zümrenin Elinden Alıp Halka İndirmek Lazım”
Programda sanatın toplumla ilişkisine de değinen İlhami Atalay, sanatın belirli bir çevrenin tekelinde kalmaması gerektiğini ifade etti.
Sanatın halktan uzaklaştırıldığını savunan Atalay, sanatın geniş kitlelere ulaşması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Halkın Uzak Olduğu Sanat, Sanat Sayılmaz”
Sanatın yalnızca belirli bir zümrenin ilgi alanı olmaktan çıkarılması gerektiğini vurgulayan Atalay, gerçek sanatçıların yetişmesi için daha geniş bir sanat ortamının oluşturulması gerektiğini dile getirdi.
İlhami Atalay’ın sanat yaşamına, üretim anlayışına ve sanat dünyasına ilişkin değerlendirmelerinin yer aldığı “Sahnedeki Kim?” programının yeni bölümü BirSanatTV’de izlenebilir.














